Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
 REKLAM

Suriyeli sığınmacılar Türkiyeli yerleşiklerin sınavıdır.

735 defa okundu kategorisinde, 02 Oca 2020 - 11:11 tarihinde yayınlandı
Suriyeli sığınmacılar Türkiyeli yerleşiklerin sınavıdır.

Yaklaşık sekiz yıldır bütün yönleriyle tartışmalara ve birtakım olaylara neden olan Suriyeli sığınmacılar meselesini temelde ekonomik, siyasi, hukuki ve insani (ahlaki/vicdani) boyutlarıyla ele alabiliriz. Bizim burada ele alacağımız ise daha ziyade meselenin insani boyutudur. Toplumsal anlamda meselenin bıçak sırtı bir mesele olduğunu unutmamak gerekir. Zira öncelikle söz konusu insandır. Düşünsenize, evinizde oturuyorsunuz ve kafanıza bomba yağıyor. Düşünmeyin boş verin. İştahla düşünenler var nasıl olsa. Zaten düşünmeyelim diye dizayn edilen bir modern dünyada nefes alıyoruz.

Sayıları resmî olmayan verilere göre 4-5 milyonu bulan bu insanlar ne istiyorlar? Kalmak mı dönmek mi? Kalmak isteyenlerin aidiyet ve uyum sorunları ne düzeyde? Gitmek isteyenler ne yapmak için gitmek istiyorlar? Eğitim, sağlık, barınma, ucuz iş gücü, aşağılanma, gelecek belirsizliği, psikolojik sorunlar gibi temel konularda neler yapılmaktadır? Güney illeri ve sınıra yakın bölgelerdeki sığınmacılarla İstanbul, Ankara gibi büyük kentlerdeki sığınmacılar arasında bölgeye/kente uyum açısından ne gibi farklar var? Bu sorular ayrı ayrı araştırmaya değecek sorulardır ve herkesin bu soruları derinlemesine düşünmesi ve bu sorulara cevap araması gerekiyor. Kolay olan ahkâm kesmek, zor olan vicdan muhasebesi…

Suriyeli sığınmacılar meselesinde toplum olarak, her konuda olduğu gibi, ikiye, üçe hatta dörde bölünmüş vaziyetteyiz. Milyonlardan bahsediyoruz nüfus olarak ve elbette toplumsal birtakım sorunlar olacaktır. En nihayetinde Suriyeli sığınmacılar yokken gül bahçesinde yaşadığımızı kim iddia edebilir ki. Zannetmeyin ki bu insanlar geldi, huzurumuz kaçtı. Bir ülkenin yanı başında yaşanan savaşın ve bu savaşın yarattığı yıkım ve mağduriyetin sorumluluğu sadece yöneticilerde değil bizatihi o ülkenin tamamının boynundadır. Hele o ülke bu savaşın taraflarından biriyse.

Meseleye ahlaki açıdan yaklaşmak gerekirse, maalesef toplum olarak sınıfta kalmış durumdayız. Hemşehriciliğin, milliyetçiliğin, mezhepçiliğin bir türlü yok olamadığı bu coğrafyada misafir olarak görmemiz gereken insanları bir öcü gibi görmek ve yaftalamak ancak ve ancak ahlaki bir çöküntüye işaret etmektedir. Kendi yurttaşına bile sırtını dönen bu zihniyet var olduğu sürece ne savaşlar bitecektir ne de bu ahlaki çöküntü sona erecektir. Bazı argümanlara bakalım şimdi:

  1. Kardeşim bunlar kendi toprağını savunmamış adamlar, ne işleri var burada, gitsinler.
  2. Bir ailede 10 nüfus, ülke zaten kalabalık, doğurup doğurup salıyorlar sokağa, gitsinler.
  3. Suriye’nin düşük kesimi bunlar, gaspçısı, katili, tecavüzcüsü hepsi gelmiş, gitsinler.
  4. Arapları istemiyoruz, Araplaşmak istemiyoruz, gitsinler.
  5. Benim gencim işsiz, bunlar geldi ucuza çalışıyorlar, piyasa alt üst oldu, gitsinler.

Bu argümanları çoğaltabiliriz. Argüman diyorum ama umarım argüman kelimesi alınmaz bana. Bu ifadeleri genel olarak değerlendirecek olursak, öncelikle şunu söylemeliyim ki insanın olduğu yerde kaos her zaman vardır. Suçun dili, dini, ırkı, cinsiyeti olmaz, bunu bir kenara yazın. 80 milyonluk ülkede suç potansiyeli olan kaç kişiyiz? Cinayet işleyen, tecavüz ve istismar eden, gaspçı, hırsız kaç kişiyiz? Araplaşmak, Türk, Kürt, Ermeni vs. diye birbirimizi yemek ne demektir? Orta Çağ’ın kapandığından haberiniz var mı? Gelişimin önündeki engelleri kaldırdık mı ki bizi kötüye götüreceğini düşünüyoruz bazı etnik grupların? Bakın demokratik olarak görüş bildirmek başka şeydir, nefret çok başka… “Ben ülkemde sığınmacı istemiyorum.” diyen birisi bunun için demokratik yolları kullanabilir. Zira ülkede sığınmacı olmasın demenin başka bir yönü de savaş değil barış isteğidir ki bu her toplumun en tabii hakkıdır. Fakat sırf senin gibi konuşmuyor, düşünmüyor, giyinmiyor, yaşamıyor diye herhangi bir zümreye nefret duymak, bu coğrafyanın makûs talihini değiştirmek bir tarafa çok daha vahim bir vaziyete sokmaktadır. Gitmek ve kalmak meselesinde insani olan, bu insanların esasında ne istediklerini hakkıyla öğrenmek olacaktır. Gitmek isteyenlere yapılacak en doğru uygulama, onların güvenli bir şekilde yurtlarına dönmelerini sağlamaktır. Kalmak isteyenler ise bu ülkeye nasıl adapte olabilir, bunu tartışmalıyız. Yük olmaları, farklı olmaları vs. bunları geçiniz. Nitelikli eğitim ve eşit yurttaşlıkla birlikte insan haklarının gözetilmesiyle topluma kazandırabileceğimiz potansiyel bağlamında düşünmek gerekiyor.

Milliyetçi-muhafazakâr kesimin bu konudaki görüşleri genel itibarıyla iktidar politikaları ile paralellik göstermektedir. Yani iktidar ne yapıyorsa doğrudur, ne yapmıyorsa bunda bir hikmet vardır. Diğer taraftan kendini demokrat-ilerici-solcu olarak tanımlayan kesim ise meseleye aklıselim yaklaşmak yerine elitist, ulusalcı ve aynı oranda sus-pus şekilde bakmaktadır. (Dikkat ederseniz milliyetçi ve muhafazakârlar için mutlaklık içeren, demokrat ve ilericiler içinse muğlaklık içeren bir cümle kullandım. Zira bu ülkede ilki layığıyla yapılıyor fakat ikincisi derin bir uyku hâlinde. Uyanalım, güneş her gün doğuyor, yakalayalım.) Aklıselim davranan ve düşünen çok az insan kaldı memlekette ki onlar da seslerini duyuracak imkân bulamıyor. Bir ülke düşünün ki yüksekokul mezunlarının bile yarısından fazlasının okuma-yazması olmasın. Ne acı değil mi?

Bu vaziyette Suriyeli sığınmacılarla birlikte yaşamanın yollarını aramak şu an için en kestirme yoldur. Zira ülke menfaatleri, ülke halklarının söz sahibi olabileceği yoldan çoktan sapmıştır. Birlikte yaşamak evet zordur fakat birlikte ölmekten daha akıllıca değil mi? Yaşadığım yerde Suriyeli çocuklar var, bazısı oyun zannediyordur yaşananları, bazısı belki farkında ve mahcup. Bu mahcubiyetten utanmak bize düşer. Öte yandan ülkenin bir yerinde Suriyeli sığınmacı tarafından istismar edilen çocuk, ülkenin başka yerinde bu ülke vatandaşı tarafından istismara uğrayan başka bir çocuk. Burada değişmeyen tek şey ise mağdur olan, zulme uğrayan çocuklar, kadınlar, yetimler, yaşlılar, erkekler, hayvanlar, ağaçlar… Türcü olmamakla başlayın, gerisi çorap söküğü gibi gelir.

Suriyeli sığınmacılar, bu ülke insanının büyük bir sınavıdır. Bu sınavda şimdilik sınıfta kaldığımızı söyleyebilirim. Fakat hiçbir şey için geç değil, ne sığınmacılar için ne de biz yerleşikler için. İnsanca yaşamak için, bölüşmek için doğan güneş yeterli. En nihayetinde değişim ve dönüşüm ilk önce bireysel anlamda başlar ve sonra aileye, sokağa, topluma ve evrene doğru yayılır. Yerimizden, yurdumuzdan edilmemek dileğiyle…

Haber Editörü : Tüm Yazıları
SAMET TEKİN